AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Brüksel'de Türk ve yabancı medya mensuplarıyla bir araya geldi.

Toplantının başında konuşan Çelik, bu toplantının Brüksel'de başladığını ve dört başkentte düzenleneceğini belirterek amaçlarının gazetecilerin, iş adamlarının, akademisyenlerin ve sivil toplum örgütü başkanlarının kendi aralarında konuşması olduğunu söyledi.

AB Bakanlığının görüşmelerden faydalanmak istediğini anlatan Bakan Çelik, "Uzun zamandır Türkiye ile AB'nin resmi çevreleri arasında bir siyasi diyalog devam ediyor. Fakat doğrudan gazeteciler arasında, akademisyenler arasında, iş adamları arasındaki diyaloğun zayıfladığını görüyoruz. Bundan sonrasında bu diyaloğun daha da güçlendirilmesi için biz elimizden geleni yapacağız." diye konuştu.

"TÜRKİYE TARİH BOYUNCA BİR AVRUPA GÜCÜ OLMUŞTUR"

Çelik, Türkiye'de AB Bakanlığının esasında AK Parti hükümetlerinin AB projesine verdiği önemin neticesi olarak kurulduğuna dikkati çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:

"AB Bakanlığının görevi Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerini başarıya ulaştırmak ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini sağlamaktır. Biz, AB üyesi değiliz şu anda ama tarihsel bir gerçek var. Türkiye tarih boyunca bir Avrupa gücü olmuştur. Bizim Avrupa kıtasındaki çok önemli şehrimiz, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti, daha 3. Padişah zamanında alınmıştır. Anadolu'daki diğer şehirlerin alınması bundan 50-100 sene sonra filandır. Bu çerçevede Türkiye tarih boyunca bir Avrupa devleti olmuştur ve 100 yıldır da pek çok reformla birlikte Türkiye güçlü bir Avrupa demokrasisidir."

AVRUPA'YA EMPATİ ÇAĞRISI

Türkiye'de yaşananları anlayabilmek için Avrupalıların empati yapması gerektiğini söyleyen Çelik, "Gözünüzün önüne getirin lütfen. Brüksel'i düşünün. Belçika'yı düşünün, Almanya'yı düşünün, İngiltere'yi düşünün, Fransa'yı düşünün. Böyle bir ülkede parlamentosunun bombalandığını düşünün. O parlamento binalarını hepiniz görmüşsünüzdür. O parlamento binalarını gözünüzün önüne getirin ve o binaların bombalandığını düşünün. Bizimle empati kurun lütfen." ifadesini kullandı.

Çelik, Türkiye'nin sınır komşularının Irak ve Suriye olduğunu hatırlatarak "Bu sınır yaklaşık bin 295 kilometredir. Bu sınırın öbür tarafında ne Irak tarafında ne Suriye tarafında herhangi bir ordu gücü yoktur. Herhangi bir polis gücü yoktur. Buradaki güvenlik krizinden doğrudan etkilenen bir ülkeyiz biz." dedi.

Avrupa'da bazı ülkelerin 100, 150 mülteci almak için referanduma gittiğini vurgulayan Çelik, "Benim ülkemde 3 milyon mülteci misafir ediliyor ve bunların 800 bini çocuk. Bunların 200 bini kamplarda yaşıyor. Diğerleri Türk halkının misafirperverliği sayesinde şehirlerde yaşıyor. Bunun ortaya çıkardığı insani ve siyasi maliyeti düşünün." diye konuştu.

"BUNLARA KARŞI IRKÇI BİR SİYASİ HAREKET ORTAYA ÇIKMAMIŞTIR"

Çelik, Avrupa'nın pek çok ülkesinde mülteciler söz konusu olduğu zaman aşırı sağ ve ırkçı hareketlerin bunu istismar ettiğini belirterek şöyle devam etti:

"Ben bir siyasetçi olarak bütün hayatım boyunca şununla gurur duyacağım; 3 milyon mülteciyi misafir ediyoruz. Ama bunlar hiçbir şekilde Türkiye'de iç politika malzemesi yapılmamıştır. Bunlara karşı ırkçı bir siyasi hareket ortaya çıkmamıştır. Bu, Avrupa'da gördüğümüz gibi İslamofobik, yabancı düşmanı bu mültecileri hedef alan hareketler ortaya çıkmamıştır. Ya da şu anda da gördüğümüz gibi bazı seçim kampanyalarında mülteciler hedef alınıyor ya da bazı liderler sağın ya da solun lideri olmak için bazı ülkelerde mültecileri nasıl engelleyeceklerini söylüyorlar. Benim ülkemde hiçbir seçim kampanyasında ve hiçbir siyasi polemikte mültecilere karşı hiçbir parti tavır almamıştır. Ben bir siyasetçi olarak bununla ömür boyu gurur duyacağım. Bu çok büyük bir insani tavırdır."

"MÜLTECİLER İÇİN 25 MİLYAR DOLAR"

Türk halkının sığınmacılara sahip çıktığını vurgulayan Bakan Çelik, "Biz, devlet ve millet olarak, devlet ve sivil toplum örgütleri olarak şu ana kadar mülteciler için 25 milyar dolar harcadık ve Türk halkı bunu destekleyen bir tutum içerisindedir. Bu insanlar ölümden kaçmıştır ve bu insanlara bizim devletimiz kucak açmıştır. Utanç verici şeyler oluyor bazı AB ülkelerinde. 200 kişi, 300 kişilik bir mülteci yerleştirmesi için referanduma gidiyorlar. Ya da mültecilere karşı sınırlarını kapatıyorlar. Dün bir şey okudum çok içim parçalandı. Almanya'da yaklaşık olarak 9 bin mülteci çocuğun kayıp olduğu söyleniyor. Başka ülkelerde de böyle rakamlar var. Biz küreselleşme çağındayız. Ulus devletleri aşan ulus üstü birliklerin çağındayız. Ama çocuklara bakamıyoruz. Çocukları koruyamıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"BİZİMLE DARBECİLER EŞİT TARAFLAR OLARAK ALGILANDI"

Darbe girişimine değinen Çelik, şunları söyledi: "Bir Avrupa demokrasisi Avrupa topraklarında saldırıya uğramıştı. Bu ülkenin parlementosu saldırıya uğramıştı. Dolayısıyla bu ülkenin parlementosuyla dayanışma içinde olmak, ilk haftalarda, ilk günlerde söz konusu olmalıydı. Ama bunlar olmadı. Bunun yerine darbe girişiminden 24 saat sonra maalesef Türkiye'nin darbeye karşı alacağı tedbirlerin demokratik olup olmayacağı sorgulandı. Yapılan bir açıklamada, 'Taraflara itidal çağrısı yapıyoruz' denildi. Bizimle darbeciler eşit taraflar olarak algılandı ve itidal çağrısı yapıldı."

Türkiye'nin darbe girişimiyle mücadelesini hukuk içinde sürdüreceğini belirten Çelik, çatışmaların en yoğun olduğu zamanlarda bile halkın tepkisi karşısında darbeci askerlerin polisler tarafından korumaya alındığını ve hukuka teslim edildiğini hatırlattı.

"DEMOKRASİMİZİ KORUYACAĞIZ"

Türkiye'nin bu kadar büyük bir güvenlik problemi karşısında demokrasisini korumak için olağanüstü hal ilan ettiğini dile getiren Bakan Çelik, "Yüzlerce generalin katılmış olduğu bir darbe girişimine uğramış bir ülke. Irak ve Suriye sınırında bin 295 kilometreden sürekli terör saldırısına uğrayan bir ülke. 3 milyon mülteciyi misafir eden bir ülke. Ve bu ülke şunu söylüyor; Ben Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin sınırları içerisinde kalıyorum ve olağanüstü hali de Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi'nin 15. maddesinin tanıdığı hak çerçevesinde yapıyorum. Bizim demokrasimiz için zor zamanlardan geçiyoruz. Biz demokrasimizi koruyacağız." diye konuştu.

CHARLİE HEBDO ÖRNEĞİ

Bakan Çelik, Charlie Hebdo saldırısından sonra gösterilen dayanışmanın Türkiye için gösterilmemesini de eleştirerek, "Charlie Hebdo saldırısındaki gibi bir görüntü dünyaya verilseydi, bunun çok büyük sonuçları olacaktı. Birincisi, sadece AB'nin sınırları içerisinde değil, sınırları dışında da bir demokrasi saldırıya uğradığı zaman AB'nin buna nasıl sahip çıktığı gösterilecekti. İkincisi, bütün bir İslam dünyasına güçlü bir demokrasi mesajı verilecekti." değerlendirmesini yaptı.

"23. VE 24. FASILLARI AÇALIM, BUYURUN KONUŞALIM"

Böyle bir dayanışmanın demokrasi tarihi açısından parlak bir sayfa oluşturacağını söyleyen Çelik, "Şimdi Türkiye çeşitli şekillerde eleştiriliyor. Biz hiçbir şekilde eleştiriden kaçmıyoruz. Bu eleştirilerle yüzleşebilecek bir özgüvene sahibiz. Her ülke her ülkeyi eleştirebilir. Bu demokratik kültürün bir gereğidir." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin de Avrupa ülkelerinde yükselen İslamofobi, yabancı düşmanlığı ve aşırı sağ konularında ciddi kaygılarını dile getirdiğini hatırlatan Çelik, "Özellikle ifade hürriyeti ve basın hürriyeti gibi konularda biz bunları tartışabilecek bir özgüvene sahibiz. Örneğin 23. ve 24. fasılları açalım, buyurun konuşalım. Ama Türkiye-AB katılım müzakerelerinde hiçbir ilerleme olmayacak ancak o fasılların içeriğiyle ilgili olarak Türkiye'ye sürekli olarak suçlama yöneltilecek. İşte bu, paylaştığımız ortak değerler açısından kaygı verici. " şeklinde konuştu.

"BU DURUM, PAYLAŞTIĞIMIZ ORTAK DEĞERLERİ YIPRATIYOR"

Bu bakımdan Avrupa Parlementosunun (AP) Türkiye ile üyelik müzakerelerinin dondurulması yönündeki tavsiye kararının son derece vizyonsuz olduğuna dikkati çeken Çelik, "Bu, Avrupa değerleri etrafında dayanışmak yerine, Avrupa değerlerini bir başka ülkeyi köşeye sıkıştırmak için bir araç gibi kullanma şeklinde bir yaklaşımdır. Bu durum, paylaştığımız ortak değerleri de yıpratmaktadır." dedi.

Hukuk devletinin her şeyden önemli olduğunu kaydeden Çelik, "Yapıcı eleştiriyi bir kazanım sayarız. Ancak yapıcı olmayan negatif eleştiriler ve evrensel değerleri araçsallaştıran vizyonsuz eleştirileri tabiki dikkate almamız mümkün değildir. Bugün göç krizi, terörle mücadele gibi konularda Türkiye ve AB arasında daha yoğun ilişkilerin kurulması gereken bir dönem, daha güçlü köprülerin kurulması lazım, daha ciddi ilişkilerin geliştirilmesi lazım." ifadelerini kullandı.